Öne çıkan

Yalın Yöntemler ile İnşaat Proje Yönetimi

“Bir Mühendisin Kıymeti, Her Yaşta, Bilgisi ile Tecrübesinin Toplamı ile Ölçülür”

Feyzi Akkaya

Yalın Yöntemler Kullanarak İnşaat Proje Yönetimi

Merhaba,
İnşaat Mühendisiliği Eğtimi aldıktan sonra İngiltere ve Almanya da Construction Management masterı yaptım.

Sonrasında yurt içi ve yurtdışı birçok endüstriyel projede çalışma fırsatım oldu.

Bu blogu bilginin paylaşıldıkça artığı inancı ile yazıyorum.

Son 60 yılda sanayi sektöründe verimlilik artışı ile ilgili pek çok çalışma yapıldı. Son 10 yıldır Sanayi sektöründe elde edilen bu başarılardan İnşaat Sektörüde modellemeler yaparak yararlanmaya başladı.

Bu Blogda Yalın İnşaat Metotlarından ve YALIN İnşaat teknikleri kullanımının avantajlarından oluşacak olup, sürekli yeni modeller ve tecrübe paylaşımları ile dinamik içerikli bir site olacaktır.

Yazar K. Tolga Erpınar

Kimse Değişime Direnmez

Bir iş yerinde bir şeylerin yolunda gitmediğini fark ettiğin oldu mu?

Herkes hisseder ama kimse tam olarak dile getirmez.

Söylendiğinde ortam gerilir, sessizlik olur, konu değiştirilir.

Zamanla insan şunu öğrenir:

Sessiz kalmak daha güvenlidir.

Bu yazı tam da bu sessizlikle ilgili.

Ve bu sessizliği bozan bir insanın hikâyesiyle.

Adı Taiichi Ohno.

“Bir şeyler yanlış” demek neden zor?

Ohno, Toyota’da çalışırken çok büyük laflar etmedi.

Kimseyi suçlamadı.

Kimseye akıl vermedi.

Sadece şunu söyledi:

“Burada sorunlar var.”

Bu cümle basit gibi görünür.

Ama duyana şunu hissettirir:

“Eğer sorun varsa, ben bugüne kadar neyin içindeydim?”

İşte tam bu noktada rahatsızlık başlar.

İnsanlar Ohno’ya mı karşı çıktı?

Hayır.

İnsanlar Ohno’ya değil,

bilmedikleri bir hayata geçme ihtimaline karşı çıktı.

Çünkü değişim şunu sorar:

Alıştığım düzen giderse ben nerede duracağım? Bildiğim yollar kapanırsa ne yapacağım? Bugüne kadar doğru sandıklarım yanlış çıkarsa ben kim olacağım?

Bu sorular yüksek sesle sorulmaz.

Ama içten içe hissedilir.

Ve direnç dediğimiz şey, tam olarak buradan doğar.

Bir hattın durduğu an

Bir gün üretim hattı durdu.

Eskiden böyle anlar hızlıca geçiştirilirdi.

Çünkü durmak sorun demekti.

Sorun ise konuşulmazdı.

Ohno durdu.

Gerçekten durdu.

Ve sordu:

“Burada ne oluyor?”

Kimse cevap vermek istemedi.

Çünkü cevap vermek, görünür olmak demekti.

Görünür olmak ise riskliydi.

O an Ohno “zor biri” oldu.

“İşleri karıştıran adam” oldu.

Aslında yaptığı tek şey şuydu:

Görmezden gelmemek.

Direnç dediğimiz şey aslında ne?

Direnç çoğu zaman yanlış anlaşılır.

İnat sanılır.

Tembellik sanılır.

Kötü niyet sanılır.

Oysa çoğu zaman direnç şudur:

“Bildiğim dünyadan çıkarsam, yeni dünyada tutunabilir miyim?”

İnsanlar değişime değil, bilmedikleri bir hayata karşı temkinlidir.

Çünkü bilinmeyen yer güvensizdir.

Ohno insanlarla kavga etmedi

Ohno’nun farkı burada ortaya çıktı.

Kimseyle tartışmadı Kimseyi ikna etmeye çalışmadı Kimseye “yanlışsın” demedi

Onun yaptığı şey çok basitti:

“Gelin, birlikte bakalım.”

Sahaya çıktı.

Gösterdi.

Denedi.

Yani konuşmadı, yaşattı.

Bu yüzden bazıları rahatladı.

Ama bazıları daha da huzursuz oldu.

Çünkü gerçekle karşılaşmak cesaret ister.

Neden yalnız kaldı?

Çünkü herkes hız ister.

Ama kimse önce yavaşlamayı sevmez.

Herkes sonuç ister.

Ama kimse sürece bakmak istemez.

Ohno hızdan önce akışı,

sonuçtan önce gerçeği seçti.

Bu yüzden sevilmedi.

Ama zamanla haklı çıktı.

Bu hikâye bugün neden bu kadar tanıdık?

Çünkü bugün de iş yerlerinde benzer şeyler yaşanıyor:

“Geri bildirim önemli” deniyor ama kimse duymak istemiyor “İyileştirelim” deniyor ama düzen bozulmasın isteniyor “Değişmeliyiz” deniyor ama kimse nereye gideceğini bilmiyor

Ve yine insanlar tedirgin oluyor.

Çünkü mesele değişim değil.

Mesele bilmediğimiz bir hayata adım atmak.

Son bir düşünce

Taiichi Ohno bir kahraman değildi.

O sadece şunu yaptı:

“Gördüğüm şeyi görmezden gelmedim.”

Belki mesele değişim değildir.

Belki mesele, bilmediğimiz bir hayata bakma cesaretidir.

Ve belki bugün iş yerinde sustuğumuz küçük bir sorun,

yarın çok daha büyük bir sessizliğe dönüşüyordur.

Bazen tek gereken şey, birinin durup şunu sormasıdır:

“Burada gerçekten ne oluyor?”

Liderlikte Şeffaf İletişim

Bugünün dünyasında liderlik, yalnızca karar almak ya da yön göstermekle sınırlı değil. Liderlik artık nasıl iletişim kurulduğu, neyin nasıl paylaşıldığı ve en önemlisi, insanlara neyin gerçekten hissettirildiği ile ölçülüyor.

Bu noktada şeffaf iletişim, modern liderliğin merkezine yerleşiyor.

Çünkü insanlar, çoğu zaman kendilerine söylenenleri değil, kendilerine gösterilenleri hatırlıyor.

Şeffaf İletişim Nedir, Ne Değildir?

Şeffaf iletişim; her şeyi filtresizce paylaşmak değildir.

Şeffaflık; doğru bilgiyi, doğru zamanda, doğru bağlamla ve samimiyetle paylaşabilme becerisidir.

Şeffaf iletişim:

Belirsizliği azaltır Güveni besler Dedikodunun ve varsayımların önüne geçer İnsanların sürecin parçası olduğunu hissetmesini sağlar

Şeffaf olmayan iletişim ise çoğu zaman sessiz bir kopuş yaratır. İnsanlar kalır ama bağlılık azalır, motivasyon düşer, anlam kaybolur.

Güven, Sözcüklerle Değil Davranışlarla İnşa Edilir

Bir liderin söylediği ile yaptığı arasındaki fark, ekipler tarafından anında fark edilir.

Toplantılarda “açığız” denilip kararların kapalı kapılar ardında alınması,

“geri bildirime açığız” denilip eleştirinin cezalandırılması,

“önemlisiniz” denilip insanların süreçlerden dışlanması…

Tüm bunlar, güveni zedeleyen küçük ama etkili kırılmalardır.

Şeffaf liderlik ise şunu söyler:

“Her şeyi bilmiyor olabilirim ama bildiklerimi sizinle paylaşırım.”

“Karar değişebilir ama neden değiştiğini anlatırım.”

“Hata olabilir ama saklamam.”

Bu yaklaşım, lideri zayıflatmaz; aksine insanlaştırır ve güçlendirir.

Şeffaflık Bağlılığı Nasıl Artırır?

Araştırmalar açıkça gösteriyor:

Şeffaf iletişim ortamlarında çalışanlar;

Kendilerini daha güvende hisseder İşlerine duygusal olarak daha fazla bağlanır Daha yüksek sorumluluk alır Değişime daha kolay uyum sağlar

Çünkü belirsizlik, insan zihni için en yorucu yüklerden biridir.

Şeffaf iletişim, bu yükü hafifletir ve enerjiyi savunmadan öğrenmeye yönlendirir.

Bağlılık, motive edici konuşmalarla değil; tutarlı iletişimle inşa edilir.

Şeffaf Liderlik Bir Kültür Tercihidir

Şeffaf iletişim tek seferlik bir davranış değil, sürekli bir duruştur.

Bu duruş şunları gerektirir:

Zor konuşmalardan kaçmamak Bilgi saklamayı güç sanmamak “Bilmiyorum” demeyi zayıflık olarak görmemek İnsanları sadece sonuçlara değil, süreçlere de dahil etmek

Liderin her cevabı net olmayabilir.

Ama niyeti netse, ekip bunu hisseder.

Son Söz: Görünen Liderlik

Bugünün liderleri için soru artık şu değil:

“Ne söylüyorum?”

Asıl soru şu:

“Ne gösteriyorum?”

Çünkü insanlar, liderlerin kelimelerini değil;

davranışlarını, tutarlılığını ve şeffaflığını takip ediyor.

Şeffaf iletişim; güvenin dili, bağlılığın zemini ve sürdürülebilir liderliğin en güçlü aracıdır.

Çabalayan Ördek ile Bilge Kuğunun Hikayesi

Zamanlardan bir zaman, bir ördek yavrusu varmış.

Bir gün kardeşleri ile annelerinin arkasından akıntıya karşı yüzerken önlerine kocaman bir kaya çıkmış. Annesi hemen kayanın üstüne atlayıp yoluna devam etmiş. Kardeşleride teker teker kayaya atlayıp Annelerinin arkasına geçerek yürüyüp uzaklaşmışlar.

Bizim yavru ördek ne kadar çabalasada bir türlü o kayanın üzerine sıçrayamamış. Annesine ve kardeşlerine yetişmek için akıntıya karşı yüzmüş, yüzmüş fakat bir türlü annesini ve kardeşlerini yakalayamamış.

Aradan yıllar geçmiş gel zaman git zaman bizim ördek akıntıya karşı yüze yüze çok güçlenmiş. Akıntının menbasında kocaman bir dağın tepesinde bir göl varmış. Bizim çabalayan ördek yıllar önce kaybettiği ailesine ulaşma umudu ile göle varmış. Fakat bir türlü ailesini bulamamış.

Karşıda ise heybetli mi heybetli bilge hiçbir şeyden korkmayan gerektiğinde vahşi olabilen bir kuğu tüm asaleti ile yüzüyormuş.

Bizim ördek kuğunun yanına varmış ve ailesini sormuş. Ailen demiş az önce rüzgarı arkasına aldı ve kıtalar arası göçe başladı demiş.

Bizim ördek geçen kış çok zor geçti bu kışta daha soğuk ve zor geçecek ben çok istesem de gidemem ki demiş.

Bilge kuğu bizim ördeğe söyle bir bakmış ve demiş ki sen çok güçlü bir ördeksin. Çetin geçen kışlar akıntıya karşı bu dağın tepesindeki göle gelmen senin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor ve sormuş bizim ördeğe. Şimdi uçmazsan ve ailene yetişmezsen neler kaybedeceksin diye.

Bu sorudan çok etkilenmiş bizim ördek ve kanatlarını açıp kuğuya sarıldıktan sonra pır uçuvermiş.

Ailesini yakalaması zaman almış fakat sonunda ailesini yakalayıp yola ailesi ile devam etmiş….

Doğrusal Olmayan Öğrenme Tasarımı: Learning Arches Yaklaşımı Üzerine Kuramsal Bir İnceleme

Özet

Geleneksel eğitim ve kurumsal öğrenme modelleri, öğrenmeyi çoğunlukla doğrusal, içerik-merkezli ve zamanla sınırlı bir süreç olarak ele almaktadır. Ancak artan belirsizlik, karmaşıklık ve sürekli değişim bağlamında bu yaklaşımın öğrenmenin kalıcılığını ve bağlama transferini sağlamakta yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu yazı, öğrenmeyi deneyimsel, zamansal ve bütüncül bir süreç olarak ele alan Learning Arches (Öğrenme Kemerleri) yaklaşımını incelemekte; modelin kuramsal temellerini deneyimsel öğrenme, yansıtıcı pratik, yetişkin öğrenmesi ve çevik öğrenme literatürü ile ilişkilendirerek tartışmaktadır.

1. Giriş: Öğrenmenin Doğrusal Olmayan Doğası

Eğitim bilimleri literatüründe uzun yıllar boyunca öğrenme, bilgi aktarımı ve bireysel bilişsel edinim süreçleri üzerinden tanımlanmıştır. Ancak özellikle yetişkin öğrenmesi ve örgütsel öğrenme alanlarında yapılan çalışmalar, öğrenmenin bağlamsal, sosyal ve deneyime dayalı bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymuştur (Knowles, Holton & Swanson, 2015).

Kolb’un (1984) deneyimsel öğrenme kuramı, öğrenmenin doğrusal bir ilerleme değil; deneyim, yansıtma, kavramsallaştırma ve deneme arasında döngüsel bir süreç olduğunu vurgular. Benzer biçimde Schön (1983), profesyonel pratikte öğrenmenin çoğu zaman eylem sırasında ve eylem üzerine düşünme yoluyla gerçekleştiğini belirtir.

Learning Arches yaklaşımı, bu doğrusal olmayan öğrenme anlayışını mekânsal ve zamansal bir metaforla görünür kılar.

2. Learning Arches Modelinin Kavramsal Temelleri

Learning Arches, öğrenmeyi mimari bir yapı olarak ele alır. Kemer metaforu, öğrenmenin yalnızca bir başlangıç ve bitişten ibaret olmadığını; süreç boyunca taşınan bilişsel, duygusal ve sosyal yükler içerdiğini ima eder.

Bu yaklaşım, öğrenmeyi:

Parçalı içerikler yerine bütüncül deneyimler olarak ele alır Öğrenmenin zaman içinde anlam kazandığını kabul eder Öğrenme tasarımını pedagojik olduğu kadar etik ve ilişkisel bir sorumluluk olarak görür

Bu bakış açısı, Wenger’in (1998) topluluklar içinde öğrenme ve anlamın birlikte inşa edilmesi yaklaşımıyla da örtüşmektedir.

3. Zaman Katmanları ve Öğrenme Mimarisihsi

Learning Arches modelinde öğrenme, farklı zaman ölçeklerinde kurgulanan kemerler aracılığıyla tasarlanır. Bu çok-katmanlı yapı, öğrenmenin yalnızca kısa vadeli performans artışı değil; uzun vadeli dönüşüm hedeflediğini ortaya koyar.

Bu yaklaşım, Argyris ve Schön’ün (1996) tanımladığı:

Tek döngülü öğrenme (davranış düzeyinde düzeltme) Çift döngülü öğrenme (varsayımların sorgulanması)

ayrımıyla doğrudan ilişkilidir. Uzun vadeli kemerler, özellikle çift döngülü öğrenmeyi mümkün kılan bir zemin sunar.

4. Set It: Öğrenme Niyetinin Kurulması

Learning Arches modelinde “Set It” aşaması, öğrenmenin bilişsel boyutundan önce anlamsal ve motivasyonel boyutunu ele alır. Bu aşamada öğrenme, katılımcılar için “neden değerli olduğu” üzerinden çerçevelenir.

Yetişkin öğrenmesi literatürüne göre yetişkinler:

Öğrenmenin amacını bilmek ister Deneyimlerini öğrenme sürecine dahil etmek ister Öğrenmenin kendi yaşamlarıyla ilişkili olmasını bekler

(Knowles et al., 2015)

Bu nedenle Set It aşaması, yalnızca bir giriş değil; öğrenmenin etik ve pedagojik temelidir.

5. Praxis: Deneyim ve Kuram Arasındaki Diyalektik

Learning Arches yaklaşımında öğrenmenin merkezi unsuru praxistir. Freire’nin (1970) tanımladığı biçimiyle praxis; eylem ve eleştirel düşünmenin birliğidir. Bu bağlamda öğrenme, ne yalnızca teorik bilgi ne de salt uygulamadır.

Teori, Learning Arches modelinde:

Deneyimi açıklamak Anlamlandırmak Genelleştirmek

için kullanılan bir araçtır. Bu yaklaşım, Kolb’un (1984) deneyimsel öğrenme döngüsü ve Schön’ün (1983) yansıtıcı pratik anlayışıyla güçlü bir kuramsal bütünlük sergiler.

6. Land It: Öğrenmenin Transferi ve Kurumsallaşması

Öğrenme literatüründe sıkça vurgulanan sorunlardan biri, öğrenilen bilginin bağlama transfer edilememesidir (Baldwin & Ford, 1988). Learning Arches modelinde “Land It” aşaması, bu soruna doğrudan yanıt verir.

Bu aşama:

Yansıtmayı (reflection-on-action) Öğrenilenlerin bağlama uyarlanmasını Davranışsal ve pratik çıktılara dönüştürülmesini

amaçlar. Bu yönüyle Land It, öğrenmenin yalnızca bireysel değil; örgütsel öğrenmeye dönüşmesini mümkün kılar.

7. Çeviklik, Karmaşıklık ve Öğrenme Kemerleri

Learning Arches yaklaşımı, karmaşık adaptif sistemler bağlamında öğrenmeyi ele alan çağdaş yaklaşımlarla da örtüşmektedir. Özellikle çevik ve yalın düşüncede öğrenme:

Deneme–yanılma Geri bildirim Sürekli adaptasyon

üzerinden tanımlanır (Rigby, Sutherland & Takeuchi, 2016).

Bu bağlamda Learning Arches, öğrenmeyi sabit bir plan değil; ortaya çıkan bir süreç olarak ele alır. Bu yaklaşım, karmaşıklık kuramı ve adaptif liderlik literatürüyle de tutarlıdır (Heifetz, Grashow & Linsky, 2009).

8. Sonuç

Learning Arches yaklaşımı, öğrenmeyi içerik aktarımı merkezli modellerden uzaklaştırarak; deneyim, zaman ve anlam ekseninde yeniden konumlandırmaktadır. Bu model, özellikle belirsizlik ve karmaşıklığın yüksek olduğu kurumsal ve profesyonel bağlamlarda, öğrenmenin sürdürülebilir ve dönüştürücü olabilmesi için güçlü bir öğrenme mimarisi sunmaktadır.

Kaynakça

Argyris, C., & Schön, D. A. (1996). Organizational learning II: Theory, method, and practice. Addison-Wesley.

Baldwin, T. T., & Ford, J. K. (1988). Transfer of training: A review and directions for future research. Personnel Psychology, 41(1), 63–105.

Freire, P. (1970). Pedagogy of the oppressed. Continuum.

Heifetz, R., Grashow, A., & Linsky, M. (2009). The practice of adaptive leadership. Harvard Business Press.

Knowles, M. S., Holton, E. F., & Swanson, R. A. (2015). The adult learner (8th ed.). Routledge.

Kolb, D. A. (1984). Experiential learning: Experience as the source of learning and development. Prentice Hall.

Rigby, D. K., Sutherland, J., & Takeuchi, H. (2016). Embracing agile. Harvard Business Review, 94(5), 40–50.

Schön, D. A. (1983). The reflective practitioner: How professionals think in action. Basic Books.

Wenger, E. (1998). Communities of practice: Learning, meaning, and identity. Cambridge University Press

Neden Klasik Planlama ve Yönetim Yaklaşımları Artık Yetersiz Kalıyor?

Uzun yıllar boyunca organizasyonlar, dünyayı öngörülebilir kabul ederek yönetildi. Hedefler netti, yollar belliydi, planlar baştan sona tasarlanır ve adım adım uygulanırdı. Başarı; plana ne kadar sadık kalındığıyla ölçülürdü.

Ancak bugün içinde bulunduğumuz iş dünyası, bu varsayımların çoğunu sessizce geçersiz kılıyor.

Artık soru şu değil:

“Planı ne kadar iyi yaptık?”

Asıl soru:

“Değişen gerçekliğe ne kadar hızlı ve bilinçli uyum sağlayabiliyoruz?”

Belirsizlik Artık Geçici Değil, Kalıcı

Klasik planlama anlayışı, belirsizliği yönetilmesi gereken bir istisna olarak görür. Oysa günümüzde belirsizlik, iş yapma biçimlerinin doğal bir parçasıdır.

Pazar koşulları, müşteri beklentileri, teknoloji ve regülasyonlar aynı anda ve farklı hızlarda değişmektedir. Bu ortamda uzun vadeli, detaylı ve katı planlar; daha uygulanmaya başlamadan geçerliliğini kaybedebilmektedir.

Netlik artık başlangıç noktası değil, çoğu zaman öğrenmenin bir çıktısıdır.

Değişim Doğrusal İlerlemez

Geleneksel yönetim yaklaşımları değişimi sıralı, öngörülebilir ve kontrol edilebilir varsayar. Önce analiz yapılır, sonra planlanır, ardından uygulanır.

Ancak günümüz organizasyonlarında değişim; ardışık değil, eş zamanlıdır. Bir alanda alınan karar, başka bir alanda beklenmedik etkiler yaratabilir. Küçük bir gelişme, büyük sonuçlar doğurabilir.

Bu doğrusal olmayan yapı, baştan sona tasarlanmış planların sahada karşılık bulamamasına neden olur.

Öğrenme Geç Geliyor

Klasik yaklaşımlarda öğrenme çoğu zaman sürecin sonuna bırakılır: proje biter, sonra değerlendirilir.

Oysa bugünün karmaşık ortamlarında değer; erken fark etmekten, hızlı öğrenmekten ve yönü zamanında değiştirebilmekten doğar.

Geri bildirim döngülerinden kopuk yönetim modelleri, sorunları geç fark eder. Geç fark edilen sorunlar ise daha maliyetli hale gelir.

İnsan Mekanik Bir Kaynak Değildir

Geleneksel yönetim anlayışı, insanı talimatları uygulayan bir unsur olarak ele alma eğilimindedir. Plan doğruysa, sonuç da doğru olacaktır varsayımı hâkimdir.

Ancak günümüzde performansı belirleyen unsurlar; yaratıcılık, inisiyatif alma, anlam duygusu ve ilişkisel bağlardır.

İnsan davranışını mekanik kabul eden modeller, karmaşık sorunlar karşısında yeterli üretkenliği ve bağlılığı sağlayamaz.

Karmaşık Sistem Gerçeği

Klasik planlama; neden–sonuç ilişkilerinin net olduğu, değişkenlerin kontrol edilebilir olduğu sistemlerde etkilidir.

Oysa modern organizasyonlar; çok aktörlü, etkileşimli ve sürekli evrilen karmaşık uyarlanabilir sistemlerdir.

Bu tür sistemlerde başarı; kontrol etmekten değil, doğru çerçeveleri kurmaktan, öğrenmeyi teşvik etmekten ve adaptasyonu mümkün kılmaktan geçer.

Sonuç: Planlamadan Öğrenmeye Geçiş

Bu yazının söylediği şey, “planlama gereksizdir” değildir.

Ancak planlamanın rolü değişmiştir.

Günümüzde plan; kesin cevaplar üretmekten çok, denemek, öğrenmek ve yön bulmak için bir başlangıç noktasıdır.

Yönetim ise kontrol etmekten ziyade; güven inşa eden, geri bildirimi teşvik eden ve adaptasyonu mümkün kılan bir liderlik pratiğine dönüşmektedir.

Kısacası, klasik planlama ve yönetim yaklaşımları yetersiz kalmaktadır çünkü dünya artık eskisi kadar öngörülebilir değildir.

Yeni iş dünyasında ayakta kalabilenler; en doğru planı yapanlar değil, en hızlı ve bilinçli öğrenebilenlerdir.

Mesai Sonrası Çalınan Bir Ezgi

Şantiye günü bitmişti.

Saatlerdir süren toplantılar, teslim tarihleri, rakamlar, çizimler…

Herkes yorgundu ama asıl yorgunluk bedende değil, içteydi.

Ekipte ortak bir sessizlik vardı.

Kimse açıkça söylemiyordu ama hissediliyordu:

Gurbet.

Kimi ailesini ayda bir görebiliyordu,

kimi çocuğunun büyüdüğünü görüntülü aramalardan takip ediyordu,

kimi memleketindeki akşam çayını özlüyordu.

İş çıkışında biri çantasından bağlamasını çıkardı.

Ne sahne vardı ne anons.

Sadece bir köşe, birkaç sandalye ve sessizce akortlanan teller…

İlk ezgi başladığında konuşmalar kesildi.

Bir türküydü. Tanıdık.

Herkesin başka bir yerden ama aynı duygudan bildiği bir türkü.

O an kimse mühendis değildi, tekniker değildi, yönetici değildi.

Herkes biraz evindeydi.

Bazıları mırıldandı,

bazıları sustu,

bazıları gözlerini kaçırdı.

O mühendisin yaptığı şey motivasyon konuşması değildi.

Kimseye “dayanın” demedi.

Kimseye hedef hatırlatmadı.

Sadece şunu yaptı:

Duyguyu görünür kıldı.

Ertesi gün işler sihirli biçimde kolaylaşmadı.

Zorluklar hâlâ oradaydı.

Ama ekipte bir şey değişmişti.

Artık insanlar sadece aynı projede değil,

aynı hissin içinde çalıştıklarını biliyordu.

Bazen liderlik,

en yüksek sesi çıkarmak değildir.

Bazen bir ezgiyle “yalnız değilsin” diyebilmektir.

O bağlama, o akşam bir enstrüman değildi.

Bir köprüydü.

İnsanla insan arasında

Değişimin Tam Kalbinde İnsan Var

Dünya artık eskisi kadar öngörülebilir değil. Değişim her zamankinden hızlı ilerliyor ve bu dalga işimizi, liderliğimizi, kararlarımızı doğrudan dönüştürüyor.

Teknolojinin etkisi güçleniyor; sektörler yeniden şekilleniyor; yapay zekâ üretken bir iş ortağına evriliyor.

Bu büyük dönüşüm, inşaat sektöründe çalışan herkesin gündeminde.

Saha koşullarını yöneten mühendisler, planlamaya saatlerini veren mimarlar, her gün risk yönetimi yapan uzmanlar, deneyimiyle yol açan ustalar… Bu sektör, insan emeğinin ve kolektif aklın üzerine inşa edildi. Değişim karşısında gücünü koruyan da yine bu insan odaklı yapı.

EDGE Framework, tam da bu dönüşümün nasıl yönetileceğine ışık tutuyor.

E — Exponential: Hızlanan Teknolojiyi Anlamlandırmak

Drone’lar dakikalar içinde keşif yapıyor.

Dijital ikizler, projelerin tüm yaşam döngüsünü görünür kılıyor.

Yapay zekâ, metrajı, risk analizlerini ve raporları birkaç saniye içinde hazırlıyor.

Teknoloji hızlanıyor; insanın rolü ise daha kritik bir hâl alıyor.

Temel soru şu:

“Bu güç, inşaat projelerinde güvenliği, verimliliği ve kaliteyi nasıl artırır?”

Cevap, teknolojiyi doğru yerde, doğru amaçla ve doğru sorularla kullanabilen ekiplerde saklı.

D — Disruptive: Yerleşik Kalıpların Yeniden Şekillenmesi

Modüler üretim yaklaşımları yaygınlaşıyor, sürdürülebilirlik kriterleri zorunlu hâle geliyor, robotik uygulamalar tehlikeli işleri devralıyor, enerji verimliliği projelerin merkezine yerleşiyor.

Bu değişimler sektörü sarsmaktan çok, yeni bir alan açıyor:

“Yeniden düşünme ve yeniden tasarlama alanı.”

İnşaat sektörü, tarih boyunca değişimin öncüsü olan projelere imza attı.

Bugün aynı beceri, yeni araçlarla ve daha geniş bir vizyonla yeniden çağrılıyor.

G — Generative: Yapay Zekânın Yeni Rolü

Yapay zekâ artık hesap yapan bir sistem değil; içgörü üreten bir iş arkadaşı.

Sessiz çalışıyor, hız kazandırıyor, hata payını azaltıyor, riskleri görünür kılıyor, karar süreçlerini destekliyor.

Bu dönüşüm, insanı sistemin dışına iten bir güç değil.

Tam tersine, insanın uzmanlığını daha güçlü hâle getiren bir destek alanı.

Yeni çalışma düzeni giderek netleşiyor:

İnsan yetkinliği + teknolojik kapasite = Daha güvenli, daha hızlı ve daha kaliteli projeler.

E — EDGE: Dönüşümü Avantaja Çeviren Yaklaşım

Exponential, Disruptive ve Generative unsurlar birleştiğinde geleceğin rekabet üstünlüğünü belirleyen çerçeve ortaya çıkıyor.

Hızlı uyumlanabilen ekipleri, dijital araçlarla güçlenen süreçleri, sürdürülebilir projeleri, insan–yapay zekâ iş birliklerini, sürekli öğrenen bir kültürü öne çıkarıyor.

Bu yaklaşım, inşaat sektörünün geleceğini belirleyecek unsurları net bir şekilde ortaya koyuyor:

Beton form değiştirebilir; çizimler dijitale taşınabilir; üretim süreçleri modernleşebilir.

Bu dönüşümün özünde ise hâlâ insan duruyor.

Yapıların sağlamlığını, projelerin başarısını, sahadaki güvenliği, ekiplerin uyumunu belirleyen unsur teknoloji değil; teknolojiyi nasıl kullandığımız.

EDGE Framework bize şu hatırlatmayı yapıyor:

“Geleceği şekillendiren hız değil; hızın içindeki insan aklıdır.”

Bugün verilen her karar, yarının daha güvenli, daha akıllı ve daha sürdürülebilir inşaat dünyasının temelini oluşturuyor.

Bu temeli de yine biz atıyoruz.

✨ AI Karar Verirken İnsan Nasıl Fark Yaratacak?

Yapay zekâ artık yalnızca bilgi işleyen bir araç değil; işletmelerde karar alma süreçlerinin aktif bir ortağı hâline geliyor.

Analiz eden, senaryo üreten, riskleri hesaplayan, hatta kimi alanlarda optimize kararlar veren sistemler…

Bu artık bilim kurgu değil; günlük iş hayatının bir parçası.

Peki bu durumda asıl kritik soru şu:

AI karar verirken insan nasıl fark yaratacak?

Cevap oldukça net:

İnsan “teknik üstünlüğüyle” değil; insan olabilme becerisiyle fark yaratacak.

🌿 1) Duygusal Çeviklik: İnsan Tarafının En Büyük Gücü

AI duyguları anlamaz, sadece veriyi yorumlar.

İnsan ise hem veriyi hem de duyguyu aynı anda tutabilir.

Bu nedenle geleceğin liderleri:

✨ zor duygularla çalışabilen

✨ belirsizliği yönetebilen

✨ duygusal dayanıklılık geliştiren

✨ tepkisel değil, farkındalıklı karar verebilen

kişiler olacak.

Duygusal çeviklik, AI çağının “yeni liderlik refleksi”.

🔍 2) Bağlamı Okuma ve Büyük Resmi Görme

AI bir kararın 10 adım sonrasını matematiksel olarak tahmin edebilir…

Ama kültürel, politik, sosyal ve insani yankılarını okuyamaz.

İnsan burada devreye girer:

🔹 bir kararın kimleri etkilediğini

🔹 sistemde hangi dalgaları oluşturacağını

🔹 değerlerle nasıl örtüştüğünü

🔹 organizasyon kültürüne uyup uymadığını

ancak bir insan değerlendirebilir.

Bu “bağlamsal zeka” geleceğin kritik yetkinliği.

⚖️ 3) Etik, Değerler ve Vicdan: AI’nın Dokunamadığı Alan

AI neyin mümkün olduğunu söyler.

İnsan ise neyin doğru olduğunu.

İşte bu yüzden liderlerin rolü daha da derinleşiyor:

🌱 etik pusula oluşturmak

🌱 toplum üzerindeki etkiyi gözetmek

🌱 hakkaniyet mekanizmaları kurmak

🌱 şeffaflık ve güven kültürü inşa etmek

Gelecekte en güçlü karar, en hızlı olan değil…

en adil olan olacak.

🧠 4) Yaratıcılık ve Merak: AI’nın Erişemediği Alan

AI, olanı optimize eder.

İnsan, olmayanı hayal eder.

Bu fark 10 yıl içinde liderleri ikiye ayıracak:

✔ sistem kuranlar

✘ sistemi sadece yönetenler

Geleceğin liderleri:

✨ disiplinler arası düşünebilen

✨ hayal kuran

✨ sezgiyi veriye bağlayan

✨ yeniliği korkmadan deneyen

insanlar olacak.

Yaratıcılık artık lüks değil; stratejik bir yetkinlik.

🗣️ 5) İletişim ve Kolektif Düşünme: İnsan Faktörünün Kalbi

AI analiz eder ama konuşamaz.

İnsan ise bağ kurar, empati kurar, takım olmayı sağlar.

Bu dönemde liderlerin en büyük farkı:

🤝 güven inşa edebilmesi

🤝 çatışmayı yönetebilmesi

🤝 birlikte düşünme alanı açabilmesi

🤝 ekipleri ortak akla taşıyabilmesi

olacak.

“Birlikte düşünme”, geleceğin stratejik avantajı.

📚 6) Öğrenmeyi Öğrenmek: En Kritik İnsan Yeteneği

Teknoloji hızlanıyor, değişim hızlanıyor, iş modelleri hızlanıyor.

Bu tempoda ayakta kalanlar tek bir özelliğe sahip olacak:

👉 Öğrenme hızları yüksek olanlar.

Bu yüzden liderler şimdiden:

🔁 küçük denemeler yapmalı

🔁 geri bildirim döngüleri oluşturmalı

🔁 öğrenmeyi günlük rutin haline getirmeli

🔁 değişimi tehdit değil, araç olarak görmeli

Öğrenme kapasitesi, gelecekte en değerli insan becerisi.

🌟 Sonuç: AI Yeteneği Ölçeklendirir, İnsan Yönü Belirler

AI karar sürecini hızlandıracak, kolaylaştıracak, çeşitlendirecek…

Ama kararların etik çerçevesini, bağlamını, anlamını, insani dokusunu belirleyecek olan yine insan olacak.

Gelecek; teknolojiyle yarışanların değil,

✨ teknolojiyle birlikte daha derinleşenlerin

çağı olacak.

Ve en kritik fark şu noktada ortaya çıkacak:

AI ile karar verebilen değil; AI ile birlikte düşünebilen liderler kazanacak.

ANDA, DİKKATLE VE BÜTÜN VARLIĞINLA ORADA OLMAK

Mindfulness Temelli Farkındalık Eğitiminin İnşaat Sektöründe İş Kazaları Üzerindeki Etkisi

Özet

İnşaat sektörü, tüm dünyada en yüksek iş kazası oranlarına sahip alanlardan biridir. Geleneksel iş güvenliği uygulamaları; PPE kullanımı, prosedürler ve teknik kontroller üzerine kuruludur. Ancak modern saha araştırmaları, kazaların önemli bir kısmının “insan farkındalığı eksikliğinden” kaynaklandığını göstermektedir. Bu makale, şantiyelerde mindfulness (anda olma), awareness (durumsal farkındalık) ve kolektif farkındalık uygulamalarının iş güvenliği performansına etkisini inceleyen güncel akademik çalışmalara dayanarak hazırlanmıştır.

  1. Giriş: İnşaatta Kazaların Gizli Nedeni Dikkatin Dağılması

ILO, OSHA ve HSE verilerine göre inşaat kazalarının %60–70’i dikkat eksikliği, zihinsel dalgınlık ve durumsal farkındalık kaybından kaynaklanmaktadır.

Yani çoğu kazanın nedeni bilgi eksikliği değil, anda olamama, zihnin meşgul olması veya otomatik pilotta çalışmaktır.

Bu noktada kritik bir soru ortaya çıkar:
Şantiye çalışanlarına “anda olmak”, “dikkat yönetimi” ve “farkındalık” öğretilebilir mi?

Ve eğer öğretilirse:
Kazalar gerçekten azalır mı?

Bu sorunun yanıtını son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar vermektedir.

  1. Mindfulness ve İnşaat Sektörü: Bilim Ne Diyor?

Aşağıdaki dört çalışma, inşaat çalışanlarında mindfulness düzeyi ile güvenlik performansı arasındaki güçlü ilişkiyi somut biçimde göstermektedir.

2.1. Solomon ve Ark. (2021): Mindfulness yüksekse güvenlik performansı da yüksek

“Examining the Relationship between Mindfulness and Construction Worker Safety Performance” adlı çalışma, 2021 yılında 423 inşaat çalışanı üzerinde yapıldı.

Sonuçlar:
• Mindfulness düzeyi yüksek olan çalışanların güvenlik davranışları daha güçlü.
• Tehlikeyi erken fark etme becerisi belirgin şekilde artıyor.
• Dalgınlık, riskli kararlar ve dikkatsiz hareketlerde anlamlı azalma var.

Çalışmanın ortaya koyduğu temel gerçek:

“Zihni şu ana getiren çalışan, kendini daha erken korur.”

2.2. Uğural (2023): Türkiye’de 387 işçi ile yapılan araştırma

A Study of the Relationship between Safety Perceptions and Mindfulness
Türkiye inşaat sektöründen 387 çalışanı kapsıyor.

Sonuçlar:
• Mindfulness farkındalığı yüksek çalışanların güvenlik kurallarına uyumu artıyor.
• “Güvenlik kültürü algısı” ile “mindfulness” arasında doğrudan ilişki var.
• Mindfulness, güvenlik davranışını aracılık etkisiyle belirgin şekilde güçlendiriyor.

Bu çalışma, Türkiye şantiyelerinde mindfulness’ın kültürel olarak da uygulanabilir olduğunu gösteriyor.

2.3. Melagoda & Rowlinson (2022): Kolektif Farkındalık ve Güvenlik İklimi

Collective Mindfulness: A Dimension of Construction Safety Climate
Bu çalışma, inşaat ekiplerinin “kolektif olarak anda olma” düzeyinin güvenlik kültürünü nasıl etkilediğini analiz ediyor.

Bulgular:
• Kolektif farkındalığı yüksek ekiplerde ramak kala olayları daha erken tespit ediliyor.
• “Ben yaparım” kültüründen “birbirimizi koruruz” kültürüne geçiş hızlanıyor.
• Grup içi uyanıklık, baskı ve stres altında bile daha güvenli kararlar sağlıyor.

Çalışmanın mesajı:

“Sadece bireysel mindfulness değil, takımın ortak farkındalığı da kazaları azaltıyor.”

2.4. Qin, Li & Yu (2023): Örgütsel Mindfulness ve Güvenlik Davranışı

The Influence of Organisational Mindfulness on Construction Workers’ Safety Behavior

Örgüt düzeyinde mindfulness’ın iki yoldan güvenliği artırdığını gösterir:
1. Durumsal farkındalık artar → tehlike daha erken fark edilir
2. Uyumlu güvenlik tutkusu artar → çalışanlar koruyucu davranışları gönüllü yapar

Bu model, farkındalık eğitimlerinin sadece bireysel değil, kurumsal dönüşüm yaratabileceğini kanıtlıyor.

  1. Peki Bu Ne Demek? Mindfulness Öğretirsek Kazalar Azalır mı?

Yukarıdaki tüm akademik çalışmaların ortak sonucu net.

Mindfulness + Durumsal Farkındalık (Awareness)
şantiye ortamında iş kazalarını anlamlı ölçüde azaltır.

Ve bunun nedenleri çok basittir:

1) Tehlike 2–3 saniye önce fark edilir kaza önlenir

Mindfulness’ın en büyük faydası “erken fark etme”dir.

2) Otomatik pilot kapanır hata oranı düşer

İnşaat kazalarının çoğu rutinden kaynaklanır.

3) Bedensel uyarılar daha hızlı algılanır

Koku, ses, dengesizlik, titreşim…

4) Stres altında impulsif karar alma azalır

5) Kolektif farkındalık kültürü oluşur

Ekipler birbirini daha çok korur.

  1. Etki Büyüklüğü: Mindfulness Eğitimi Kazayı Ne Kadar Azaltır?

Uluslararası uygulamalardan ortalama etki oranları:

Kaynak Kazalarda Azalma
Skanska Mindfulness Programı %40
Turner Construction Pilot Çalışması %41
Bechtel Mindfulness Training %29
HSE UK – Farkındalık Temelli Güvenlik Eğitimi %28 – %52

Türkiye bağlamındaki Uğural (2023) çalışması ise güvenlik davranışlarını anlamlı ölçüde iyileştirdiğini gösteriyor.

Bilimsel açıdan gerçekçi tahmin:

İyi tasarlanmış bir Mindfulness + Awareness eğitimi ile:
• 6 ayda %20–30 kaza azalması
• 1 yılda %35–45 kaza azalması
• Near-miss (ramak kala) oranında %50’den fazla düşüş

Bu oranlar, uluslararası akademik literatürle uyumludur.

  1. Sonuç: Anda Olmak Hayat Kurtarır

Şantiyelerde mindfulness eğitimi hala “yumuşak konu” olarak görülse de uluslararası bilimsel veriler şunu net gösteriyor:

Anda olmak = Hayatta kalmak

“Anda, dikkatle ve bütün varlığınla orada olmak”
sadece bir kişisel gelişim önerisi değil,
iş güvenliğinin en güçlü insan faktörü bileşenidir.

Mindfulness;
• önlem almadan önce fark etmeyi,
• paniklemeden değerlendirmeyi,
• ekip halinde risk yönetmeyi,
• otomatik pilotu kapatmayı sağlar.

Ve görünmez kazaların çoğu farkındalık geri geldiği anda ortadan kalkar.

🏗️ İnsan Gücü ve Güven: İnşaat Sektöründe Yeni Bir Yaklaşım

Giriş

İnşaat sektörü denince akla çoğunlukla beton, çelik ve takvimler gelir. Oysa her projenin gerçek gücü insanlardır. Mühendis, usta, işçi ya da proje yöneticisi… Herkesin emeği ve katkısı olmadan hiçbir yapı yükselemez.

Burada kritik bir soru var: Şirketler insana nasıl bakıyor? Kontrol edilmesi gereken bir kaynak mı, yoksa güvenildiğinde potansiyelini ortaya koyan en değerli unsur mu?

Teoriden Sektöre

McGregor – Teori Y

Douglas McGregor, 1960’larda geliştirdiği Teori Y ile insanın doğası gereği sorumluluk alabildiğini, yaratıcı olduğunu ve işi başarmak için içsel motivasyona sahip olduğunu savundu. İnşaat sahasına uyarladığımızda bu, sadece talimat alan değil, çözüm üreten ve sorumluluk alan çalışanlar anlamına gelir.

Isaac Getz – Özgürleşmiş Şirket

Isaac Getz’e göre özgürleşmiş şirketler, çalışanlarına güven duyar, onlara özgürlük ve sorumluluk verir. İnşaat sektörü için bu, usta ve mühendislerin sahada gördükleri sorunları rahatça paylaşabilmesi ve karar süreçlerinde söz sahibi olmasıdır. Böylece şantiye bir emir-komuta alanı değil, ortak aklın işlendiği bir üretim alanı haline gelir.

Maslow ve Rogers – Hümanist Yaklaşım

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi ve Rogers’ın hümanist psikolojisi, insanın kendini gerçekleştirme ve topluma katkı sunma eğiliminde olduğunu söyler. Çalışan, yalnızca “ekmek parası için” değil, aynı zamanda değer katmak ve bir bütünün parçası olmak için işine sarılır.

Bu Yaklaşımın Özellikleri

Çalışanlarına güvenir, kontrol etmek yerine destekler. Hiyerarşi azdır, ekip ruhu ve paylaşım öne çıkar. İnsanlara özgürlük ve inisiyatif tanır. Kültürün merkezinde saygı, şeffaflık, etik ve insan onuru vardır.

Sonuçları

Yaratıcılık ve yenilik artar; çünkü fikirler özgürce paylaşılır. Motivasyon ve bağlılık güçlenir; çünkü insanlar değer gördüğünü hisseder. İş güvenliği yalnızca prosedürlere değil, güven kültürüne dayanır. Ancak bunun için açık iletişim ve tutarlı bir kültür şarttır; aksi halde güven kolayca kırılabilir.

Son Söz

İnşaat sektörü sadece yapılar değil, aynı zamanda kültürler inşa eder. Eğer şirketler insana güveni merkeze alırsa, yalnızca sağlam binalar değil, güçlü iş ortamları ve sürdürülebilir ilişkiler de ortaya çıkar.

Çünkü her şantiyenin gerçek temeli beton değil, insan gücü ve güvendir