
Bir gün, büyük bir inşaat projesinde çalışan iki meslektaş olan Ahmet ve Selim, şantiyede yoğun bir günün ardından bir çay molası vermeye karar verdiler. Ahmet, proje yönetimi ve iş planlarını kafasında döndürüp duruyordu. İşlerin yetişmesi gereken tarihler, çözülmesi gereken problemler, gelecek raporlar ve sürekli artan baskılar onu fazlasıyla meşgul ediyordu. Selim ise daha farklı bir bakış açısına sahipti; her zaman anı yaşamaya, işin içinde kaybolmadan daha geniş bir perspektiften bakmaya çalışıyordu.
Ahmet çayını içip bir yandan telefonunu kontrol ederken, gözleri sürekli planlarda ve gelecek teslimatlarda takılı kalıyordu. Hangi malzemenin ne zaman geleceği, ekibin hangi aşamada olduğu ve olası gecikmeler zihninde dönüp duruyordu. “Bu proje hiç bitmeyecek gibi,” diye düşündü. O esnada Selim, etrafındaki insanlara, makinelerin düzenli bir şekilde çalışmasına ve gökyüzünde süzülen bulutlara dikkat ediyordu.
Selim, Ahmet’in yüzündeki gerginliği fark etti. “Ahmet,” dedi gülümseyerek, “biraz durup etrafına bakmayı denesen nasıl olur? Şu anda inşa ettiğimiz şeyin ne kadar büyük ve önemli olduğunu fark etmiyorsun bile. Sürekli gelecek hakkında düşünmek seni tüketiyor.”
Ahmet, Selim’in bu sözü karşısında şaşırdı. “Bu kadar işin içinde nasıl durup etrafı izleyebilirim?” dedi. “Bu projeyi zamanında bitirmek için sürekli bir şeyler yapmam gerek.”
Selim çayını yudumladı ve cevap verdi: “Sürekli bir şeyler yapıyoruz, evet, ama bazen durup ne yaptığımıza, nerede olduğumuza bakmamız gerekiyor. Şu an sadece işlerin planını değil, inşa ettiğin binaların yükseldiğini, ekibin nasıl uyumlu çalıştığını gör. Şu anki anın içinde olmayı dene.”
Ahmet, bir an durdu ve Selim’in dediğini yaptı. Telefonunu cebine koydu, derin bir nefes aldı ve etrafına baktı. Şantiyede yükselen binaları, vinçlerin ahenkle çalışmasını, işçilerin birbirleriyle koordineli bir şekilde hareket etmelerini izledi. O ana kadar hep işlerin nasıl ilerlediğine ve neyin yetişmediğine odaklanmıştı, ama ilk kez o gün, ekibinin ne kadar özverili çalıştığını ve büyük bir iş başarmakta olduklarını fark etti. O anın içinde olmayı deneyimlemeye başladı.
Ahmet, şaşkınlıkla Selim’e döndü. “Hiç fark etmemişim,” dedi. “Sürekli yarını düşünmekten bugün ne yaptığımızı unutmuşum. Aslında büyük bir şey başarıyoruz, ama hep gelecekte yaşıyorum.”
Selim gülümseyerek, “İnşaat sektöründe her zaman çok iş vardır. Planlar, hedefler, teslim tarihlerinin stresi… Ama sadece yaparak ilerleyemeyiz. Bazen sadece durup yaptığımız işin büyüklüğünü görmek, bize enerji verir. Biraz da ‘olmak’ gerekiyor, sadece ‘yapmak’ değil,” dedi.
O günden sonra Ahmet, işlerinde daha fazla “an”ın içinde kalmaya, ekibin başarılarını fark etmeye ve her adımın tadını çıkarmaya çalıştı. Projeleri yürütürken sadece iş bitirmeye odaklanmak yerine, inşa sürecini anlamanın ve o süreci yaşamın da işin önemli bir parçası olduğunu öğrendi.