
Sabahın erken saatleriydi. Güneş henüz doğmamıştı ama EPC projesinin merkez ofisinde hummalı bir çalışma çoktan başlamıştı. Masaların üzerinde dağılmış planlar, duvarda asılı projeksiyonlar, telefonların hiç susmayan sesleri… Tüm ekip, büyük bir hedef için bir araya gelmişti: Zorluğu dillere destan olan bu devasa proje, mühendislik harikası bir yapı ortaya çıkarmak için tasarlanmıştı. Ancak sadece bilgi, yetenek ve tecrübe yeterli olmayacaktı. Bu projeyi başarıya ulaştırmak için gereken şey, azim ve sarsılmaz bir kararlılıktı.
İlk toplantılarını hatırlıyordu proje lideri Mehmet. Herkes bir masa etrafına toplanmış, heyecanla projeyi konuşuyordu. Ancak heyecanın arkasında bir korku vardı. Çünkü daha önce böyle büyük bir projede yer almamışlardı. Birkaç kişi “Bu iş yetenekle olur,” diyordu. Mehmet ise o an büyük bir lider gibi ayağa kalktı ve sözü aldı: “Azim yetenek değildir,” dedi. “Bu projeyi bitirecek olan şey, karşılaştığımız her zorlukta pes etmeme kararlılığımızdır.” Ekibin bakışları değişti o an. Ne kadar zor olursa olsun, bu projeyi tamamlayacaklarına dair içlerinde bir inanç doğdu.
Projeye başlandığında herkes planlara sadıktı. Fakat işin doğası gereği, sahada işler kağıt üzerindeki gibi gitmiyordu. Hava aniden soğumuş, fırtınalar ekiplerin çalışmalarını aksatmaya başlamıştı. İskeletin kurulması gereken hafta boyunca yağmurlar dinmek bilmemişti. Bir sabah inşaat sahasına gelen mühendisler, çamura saplanmış iş makineleriyle karşılaştı. Gözler liderlerine döndü. Mehmet herkesin yüzündeki endişeyi görüyordu ama durumu kabullenmeyecekti. Kendi kendine Angela Duckworth’un sözlerini hatırladı: “Azim, bir şeyi çok istemek değil, onu ne olursa olsun gerçekleştirmek için gerekli sebatı gösterebilmektir.”
Mehmet, ekibi topladı ve herkese bir konuşma yaptı. “Bu sadece bir engel,” dedi. “Ama bu engel, projenin sonunu belirlemez. Biz nasıl devam edeceğimizi belirleyeceğiz.” O günden sonra Mehmet, herkesin moralini yüksek tutmak için elinden geleni yaptı. Ekip, doğanın zorluklarına karşı birlikte mücadele etmeye başladı. Çamura saplanan makineleri çekip çıkardılar, yağmurun durmasını beklemediler, kendi çadırlarını kurup çalışmaya devam ettiler.
Zaman geçtikçe baskılar artmaya başladı. Proje takvimi hızla ilerliyor, ancak işler istenildiği hızda gitmiyordu. Şirketin üst yönetimi gecikmeler konusunda endişeliydi ve sürekli olarak projenin son teslim tarihi sorgulanıyordu. Bazıları için bu, artık başarısızlık sinyalleriydi. Ancak Mehmet’in aklında başka bir şey vardı: “Azim şans değildir,” diyordu içinden. “Başarı, doğru zamanın gelmesini beklemekten değil, doğru adımları atmaktan geçer.”
Mehmet, ekibi bir araya topladı ve yeni bir plan oluşturdu. Zaman yönetimini yeniden gözden geçirdi, daha verimli çalışabilmek için ekiplerin görev dağılımlarını değiştirdi. Herkesin projeye olan bağlılığını yeniden alevlendirdi. Bu kez işler hız kazandı, ekip birbirine daha da kenetlendi. Gecikmelerin yaratacağı olumsuz etkiyi minimize etmek için gece gündüz çalıştılar. Saatlerce süren çalışmalar, uyumayan gözler, bitmeyen kahve molaları… Herkesin tek bir hedefi vardı: Projeyi başarıyla tamamlamak.
Son haftaya girildiğinde ekipteki herkes bir mucizeye imza atmanın eşiğinde olduklarını biliyordu. Proje tamamlanmak üzereydi ve ilk günkü korku, yerini büyük bir gurura bırakmıştı. Mehmet, o gün sahaya adım attığında insanların gözlerindeki ışıltıyı fark etti. Herkesin yüzünde, yıllar sonra bile hatırlanacak bir başarıya imza atmanın verdiği mutluluk vardı. İnşaatın son taşı yerine konduğunda herkes derin bir nefes aldı. Başarmışlardı. Ama bu, sadece teknik bilgiyle değil, dayanıklılık ve azimle gelen bir başarıydı.
Mehmet, ekibini topladı ve o meşhur sözü hatırlattı: “Bu başarı, şansla gelmedi. Hep birlikte sabrettik, sebat ettik ve başardık. Azim, pes etmeyenlerin hikayesidir. Bizim hikayemiz.”