
Çevik yaklaşımın temelinde şu yalın ama derin hakikat yatar:
İşleri insanlar yapar. Araçlar, insan olmadan işe yaramaz.
En karmaşık sistemi kurabiliriz, en pahalı yazılımları alabiliriz, ama asıl farkı yaratan hep insandır.
Çünkü araçlara hayat veren şey, insanın kendisidir.
Bu yüzden çevik ekipler önce insana, iletişime ve etkileşime yatırım yapar.
Ama bu yatırım dışarıdan başlamaz.
İnsana yatırım, insanın önce kendine yatırım yapmasıyla başlar.
Tıpkı oksijen maskesi metaforunda olduğu gibi:
Uçakta önce kendimize maskeyi takarız.
Ancak nefes alabildiğimizde başkalarına yardımcı olabiliriz.
Öz-şefkat, çevik bir insan olmanın ilk adımıdır.
Kendimizi anlamadan, geliştirmeden; başkalarını duymamız, güven vermemiz mümkün değildir.
Bir ekip düşün…
En iyi araçlara, en detaylı süreçlere sahip olabilir.
Ama ekipte güven yoksa, insanlar konuşmuyorsa, fikirler havada asılı kalıyorsa…
O süreçler de araçlar da kâğıt üzerinde kalır.
Doğa bize yine ilham olur:
Arılar kovanı planla değil, uyumla inşa eder.
Süreçten önce ilişki gelir, etkileşim gelir, ritim gelir.
Çevik takımların özü işte budur:
Birbirini dinleyen, birlikte düşünen, birlikte hareket eden insanlar.
Çünkü…
En iyi işler, iyi ilişkilerin üzerine inşa edilir.
Sizleri bir soru ile bırakmak isterim.
Bugün iş yerinde ya da hayatında araçlara ve süreçlere odaklandığın bir alanı düşün… Orada insana, ilişkiye ve güvene nasıl daha fazla alan açabilirsin?